Boğaziçi Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü

 
  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Söylemler

Menemen Olayı

e-Posta Yazdır PDF

         Bir insanın hayatı boyunca erişebileceği en şerefli sıfatlardan biridir devrim şehidi. "Dava uğrunda ölmek" sözünün somutlaşmasıdır, inandıkları değerler için can veren insanları tanımlamanın en iyi yoludur. Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, Türk insanının belleğine bu şekilde kazınmış bir figürdür. Neden? Çünkü kafasını kesip sancak olarak taşıyacak ve vücudundan akan kanı içecek kadar kendini kaybetmiş bir topluluğa karşı gözünü kırpmadan müdahale etme cesaretini göstermiştir Kubilay. Çünkü üstlerinden aldığı emirleri uygulamak zorunda olan herhangi bir subay değil, ilericilik yolunda canını verecek kadar devrime inanmış bir devrimcidir Kubilay. Bu özellikleri nedeniyle Kubilay tarih sahnesinden asla silinmeyecek, katıksız bir devrim şehididir.

         Askere alınana kadar idealist bir Cumhuriyet öğretmeni olarak yetişmişti Mustafa Fehmi. Ancak Cumhuriyet'e olan bağlılığını bir öğretmen olarak değil, bir subay olarak sergilemek zorunda bırakmıştı tarih onu. Talim yapmak için hazırlanan askerleri denetleyen bir asteğmenken, silahlı bir ayaklanma girişimini bastırmak için göreve koşan bir komutan olarak bulmuştu kendini. O gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düştüğünde, vazifeye atılmak için, içinde bulunduğu vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmemişti. Böylelikle Ata'nın gençliğe verdiği görevi, o görev henüz verilmeden birkaç yıl önce yerine getirmişti Asteğmen Kubilay. Kan dökülmesini istememişti, askerlerden önce tek başına çıkmıştı gerici grubun karşısına. Kim olurlarsa olsunlar konuşmaya çalıştı onlarla. Ancak karşısında hiçbir şeyi anlayacak durumda olmayan, kendini hurafelere şartlandırmış, hatta esrar çekip kendinden geçmiş bir topluluk buldu. Taşıdığı devrim heyecanını, güzel günlere ulaşma azmini asla hissedemeyecek insanlar tarafından katledildi oracıkta. Cumhuriyet nesilleri yetiştirme heveslisi genç bir öğretmenin hayalleri, devrimi korumakla yükümlü bir asteğmen olarak son buldu.

         Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, Menemen olayı ülkemizde irticanın en sıcak örneğidir. Fakat unutulmaması gereken bir şey var ki; kendini mehdi ilan edenler, dini kullanarak kendine çıkar sağlayanlar, insanları 70 bin kişilik hilafet ordusu kurmakla korkutanlar sadece Menemen olayının aktörleri değillerdir. Bu olaya karışan ve onlara bu zemini hazırlayan insanlar hep var olacaklar. Dini her zaman çıkarları için kullanmaya çalışacaklar, kendilerine engel olan namuslu insanları namussuzca harcayacaklar, asla içlerine sindiremedikleri cumhuriyetin değerlerine saldıracaklar. Ancak her nerede gözü dönmüş bİr Dervİş Mehmet ortaya çIkarsa, karşIsInda her zaman bİr devrİm şehİdİ asteĞmen Kubİlay olacak! 

 

Madımak

e-Posta Yazdır PDF

Tam 15 yıl olmuş. Geride her şeyden önce "can" olan, 37 güzel insan bırakalı tam 15 yıl...  

2 Temmuz 1993 günü semah dönmek, bağlama çalmak, dertleşmek, konuşmak, tüm baskılara rağmen inatla yaşattıkları kültürlerine sahip çıkmak için Sivas'ta biraraya gelmiş insanlar, kaldıkları Madımak Oteli'nde diri diri yakılmak istendi. Onları yakanlar gericiydiler, onları yakanlar yobazdılar, onları yakanlar cahildiler, onları yakanlar provakatördüler, onları yakanlar düşmandılar... Kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen, kendi inandıklarına inanmayan herkese düşmandılar. Ve bir cuma günü, kutsal olduğuna inandıkları bir günde, kutsal olduğuna inandıkları bir ibadetin ardından, her şeyden daha kutsal saydıkları yaratıcının adını kullanarak, tertemiz canlara kıydılar. Attıkları provakatif sloganlarla birdenbire 20 bin kişilik bir yobazlar ordusu haline geldiler, birdenbire benzin bidonları buldular, birdenbire yangın çıkardılar. Ne polis ne asker "nedense" durduramadı onları. İnanmışlardı. Hak olan sadece onların inandığıydı ve böyle düşünmeyenler bir an önce ortadan kaldırılmalıydı. Onların zihniyetinden türeyenler bu olaydan 14 yıl sonra "Türkiye'de kültür tektir, o da İslam'dır" diyecek kadar ileri gittiler.  

Sivas katliamı, yobazlığın ve cehaletin ucunun nereye varabileceğinin en acı ve en net örneklerinden biridir. Sivas'taki yobazlık öylesine bir caniliktir ki, dikte etmeye çalıştıkları gerici kültüre boyun eğmeyen insanlar yanarken, onları (yetersiz de olsa) kurtarmak için gelen itfaiye arabalarının yolunu kapatmıştır. İşte bu yüzden Sivas, unutulmamalı, unutturulmamalıdır. Artık bu ülkede yeni Madımak katliamları yaşanmamalıdır. Artık bu ülkede "cani"ler elini kolunu sallayarak bu ülkenin "can"larına kıymamalıdır. Yaşanan her Madımak'ta, yobazlar tarafından sıkılan her kurşunda, patlayan her bombada, ateşe verilip yakılan her binada, sönen aslında bu ülkenin geleceği ve umutlarıdır. Eğer umutlarımızın yaşamasını istiyorsak, gericiliğe pabuç bırakmayan aydınlık bir gelecek istiyorsak 2 Temmuz'lar daima hatırlanmalıdır.  

Ne yazık ki Sivas katliamı, üstünden geçen her yıl bilinçli bir biçimde biraz daha unutturulmaktadır. Bu unutturmanın doğal bir sonucu olarak, bu katliamın yaşandığı mekan bugün bir müze değil, bir et lokantasıdır. 15 yıl önce insan yakılan bir binada, insanlar "ızgara" sipariş edebilmektedir günümüzde. Bazı "kök"lü genel yayın yönetmenleri, hatırlanmasının kimseye fayda sağlamayacağını savunmaktadır. Ancak bu görüşü savunanlar şunu iyi bilmelidir ki; bu ve benzeri katliamlar hatırlanmadığı için caniler bu ülkede istedikleri gibi kan dökme hakkını hala kendilerinde görebilmektedir. Müzeye dönüştürülmesi yönündeki çağrılara verilen yanıtlar oldukça klasiktir, ödenek yoktur. Üstelik "ödenek yok" bahanesini öne süren hükümet, başkanının 290 Milyon YTL özel kalem harcaması yaptığı iddiaları ortaya atılmış bir hükümettir.

Sivas katliamının unutulması yolundaki hiçbir çağrı samimi değildir. Bu tür çağrılarda bulunanların, katledilen yazarların, sanatçıların, düşünürlerin ardından gözyaşı dökmesi de samimi olamaz. Madımak, öncesi ve sonrasıyla incelenmeli, bu toplumun geleceğine örnek olmalı ve asla unuttrulmamalıdır. Dün kendi kültürlerini toplumun her kesimine dikte etmek ve tek kültür haline getirmek için insan yakanların, bugün insan hayatının en yüce duygularından biri olan "özgürlük"ü sömürdüğü herkese anlatılmalıdır.

 



Anketler

Bize Ulaşın

adk@boun.edu.tr