Boğaziçi Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü

 
  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Duyurular Sözde Ermeni soykırımı ve "Ermenilerden özür diliyorum!" kampanyası

Sözde Ermeni soykırımı ve "Ermenilerden özür diliyorum!" kampanyası

e-Posta Yazdır PDF
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan-Türkiye maçını izlemek için Ermenistan'a gitmesi ve maçı Ermenistan cumhurbaşkanı ile birlikte yan yana izlemesi, bir süredir sözde soykırım iddialarıyla gerilen iki ülke arasındaki bağları biraz olsun kuvvetlendirmiş gibi yorumlandı, hem yabancı hem de yurtiçi medyada. Lakin bu durumun geçici olduğu son zamanlardaki birkaç aydınımızın ya da kendine aydın diyenlerin başlattıkları "Ermenilerden özür diliyorum!" kampanyası ve bunun sonucunda ortaya çıkan tartışma ve söylemlerle ortaya çıktı. Sözde soykırım meselesinin iki ülke için de ne ölçüde hassasiyete sahip olduğunu görmek çok zor olmasa da, bu durum bu konunun sonuçsuz olarak bırakılması veya unutulması gerektiğini göstermemekte.

      Özellikle Amerika ve Avrupa ülkelerinin konu ile ilgili tutumuna bakıldığında, Türkiye'nin sözde soykırım meselesinde kendi tarafında bir ülke bulmakta zorlandığını söylemek zor olmasa gerek. En azından sözde soykırıma Türkiye dışında bir ülkenin sözde soykırım demediğini biliyoruz. Aslında konu bu derece hassasiyete sahip olunca ve kapitalist bazı güçlerin 12 Eylül darbesiyle birlikte Türkiye üzerindeki çalışmalarına ve planlarına hız vermesinin de etkisiyle, Türkiye'nin bu meselede kendisine destek bulamaması normal. Bu planların ana taslağını oluşturan Büyük Ortadoğu Projesi, ne zaman Türkiye üzerindeki yaptırımlarını artırsa, işte o zaman bu mesele Avrupa Birliği ve Kıbrıs sorunuyla birlikte karşımıza çıkan bir üçüncü madde olma özelliğini korumakta.

      Biz sıradan yurttaşlar ne yazık ki sözde soykırım iddialarıyla ilgili güvenilir belgeler bulmaktan yoksunuz. Her iki taraf da elinde belgeler olduğunu ve söylemlerinin bu belgeler ışığında gerçekleri yansıttığını belirtmekte. Fakat hangi belge güvenilir ve bu belgelerin hangisinin güvenilir olduğuna karar verecek hangi kurum güvenilir bilmiyoruz. Lakin bildiğimiz bir gerçek var ki, Türkiye tarafı sözde soykırım iddiaları ortada yokken "Soykırım yapmadım" demeyeceğine göre, iddiayı ortaya atan kesim Ermeni tarafı. Hal böyle olunca da iddiayı kanıtlaması gereken kesimin de Ermeni tarafı olması gerekiyor uluslararası hukuka göre. Yani karşı taraf iddiasını kanıtlamadığı sürece, mesele "sözde" soykırım olma özelliğini korumalı.

      Bildiğimiz bir diğer gerçek, Kurtuluş Savaşı süresince cephede İngiliz ve Fransızlarla birlikte Türk askerline karşı savaşmış olan Ermeni kesiminin kayıp vermesinin soykırım olarak yorumlanamayacağı. Yani sıcak savaş sürecinde her iki tarafın da kayıp vermesi doğal bir durum. Peki sözde soykırım yapıldıkları söylenen masum Ermeniler? Yani Türk askerine karşı savaşmamış ve tam bağımsızlığa tehdit oluşturmayan sivil Ermeni kesimi. Elimizdeki belgelerin güvenilirsizliği ve azlığı böyle bir durumun gerçekleşip gerçekleşmediği hakkında objektif yorum yapmamızı engelliyor. Eğer ki sıcak savaş sürecinde birkaç veya bir grup Türk askeri, kendi duygu ve düşünceleriyle masum Ermenileri öldürmüşse bu soykırım sayılabilir mi? Yani Ankara hükümetinin, veya temellerinin, ve düzenli ordunun böyle bir politik amacı yokken sadece şahsi duygularla bir grup Türk askerinin yaptığı ve yanlışlığı tartışılamayacak bu hatayı tüm Türkiye'ye ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tam bağımsızlığına karşı sözde soykırım olarak değerlendirmek ne kadar doğrudur? Eğer ki değerlendirilirse, bunu Türkiye üzerindeki emperyalist güçlerin bir oyunu veya kozu olarak görmek ne kadar yanlıştır? "Düzenli ordu" öbeğine bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. Düzenli ordu içinde olmayan ve asker olarak değerlendirilmeyen bir kısım çetenin veya grubun yine şahsi görüşleriyle masum Ermenilere saldırması da bir soykırım değil ancak o sırada oluşan ve aslında çok da şaşırtıcı olmayan bir güvenlik eksikliği olarak yorumlanmalıdır.

       Diğer bir konu ise, bu kampanyadan sonra ortaya çıkan bazı başka iddialar. Abdullah Gül'ün annesinin ermeni asıllı olduğu için bu kampanyaya destek verdiği yönündeki iddialar. Cumhurbaşkanının annesinin kökeninin ne olduğunu bilmiyorum, lakin bir insanın böylesine hassas bir konudaki görüşlerini ailesinin kökenine bağlamak ne kadar yanlışsa, bir Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanının da yine böylesi hassas bir kampanyaya destek vermesi de bir o kadar yanlıştır. O ki Türkiye Cumhuriyeti'nin en yetkili ismidir, ağzından çıkan söylemler yabancı medya ve kesim tarafından direk Türkiye'nin söylemi olarak yorumlanır. Bir cumhurbaşkanının bütün ülkeyi ilgilendiren böyle bir konuda şahsi açıklama yapma gibi bir lüksü var mıdır? Şu anki mecliste bulunan en yüksek oy oranına sahip muhalefet partisinin bir milletvekilinin cumhurbaşkanına karşı bu tarz bir ithamda bulunması doğru mudur?

     Ülke olarak çok önemli bir dönemden geçtiğimiz yönündeki söylemlerimiz ne yazık ki boyutu bilinmeyen bir dönem için geçerli olma yönünde ilerlemekte. Türkiye'nin dış güçler için ne büyük bir öneme sahip olduğunu ve bu önem doğrultusunda ne gibi teorilerin üretilebilineceği gerçeğine ek olarak sözde Ermeni soykırımı meselesinin nasıl bir hassasiyete sahip olduğunu da unutmayarak, konu ile ilgili talihsiz açıklamalardan kaçınmamız gerekmekte tüm ülke olarak. Bu meseleyi bir inatlaşmaya veya gurur savaşına çevirmeden, mantıklı açıklamalar yapmak, Türkiye'nin onurlu yapısına karşı bir tehlike değil, tam aksine bu onuru kuvvetlendirici bir etken olacaktır. 

Cumali Özgür Karadeniz

 

Anketler

Bize Ulaşın

adk@boun.edu.tr