Dünya genelinde ve Türkiye'de çözümlenmesi gereken birçok sorun var. Bütün bu sorunlar içinde ise en temelde demokrasi sorunu var. Demokrasi bir halkın tüm bireylerinin eşit yönetim gücüne sahip olduğu siyasi sistemdir. Bu sistemin işleyişindeki eksiklikler demokrasi sorununun bir parçasını oluşturuyor. Ama asıl önemli parça hem devletler için hem toplumlar için demokratik bir karaktere ve düşünce yapısına sahip olmakla ilgili. Sorunu bu kadar büyük yapansa tüm dünyada hüküm süren 'demokrasi yalanı'.
Çağımızda devlet kavramı giderek olması gereken şekilden uzaklaşarak hiçbir toplumun hiçbir düşünürün, aydının, bilim adamının istemeyeceği bir şekle bürünmüş durumda. Bunun ilk göstergesi demokratik düzenlerde halkı temsil etmesi öngörülen devlet yöneticilerinin sermaye devlerinin çıkarlarına yönelik çalışmasıdır. Oysa demokrasi yukarıdaki tanımda da belirttiğim gibi halkın kendi kendisini yönetmesidir. Uluslar arası sermaye devlerinin hizmetkârı olmuş politikacıların halkı yönetmesi değil. Buna bağlı olarak halktan saklanan iş adamı-politikacı ilişkilerinin şeffaflık ilkesine aykırı olması da bir diğer gösterge. Sınırsız çıkar isteğinin yarattığı bu durum politikacıların halka hizmet amacından uzaklaşması, devlet mekanizmasının halka değil büyük şirketlere çalışır hale gelmesi, bu iş birliği içinde halkın yönetim aşamasında dönenlerden uzak tutulması için bilinçli olarak cahilleştirilmesi gibi zincirleme adımlar içeriyor. Sonuç yoksullaşan, cahilleşen bir toplum ve demokrasinin içinin boşaltılıp kalıp olarak bırakıldığı bir ülke oluyor.
Devlet mekanizması içinde demokrasiden uzaklaştıran bir başka olumsuzluk politikacıların halkla iletişiminde samimiyetsizlik. Yani yalanın her türlü düzenbazlığın, halkın değerlerini sömürünün meşrulaşması. Elbette hiçbir toplumun değerleri bunları kabul etmez. Ama yükselen bir politikacı başarı için etkili sayılabilecek bu yolları meşru görebiliyor ve bunu yapabilenler yüksek mevkiiler ediniyor. Sistem içine dâhil olan her birey üzerinde bir çeşit doğal hipnoz yeteneğine sahip. Halkın ihtiyacı gerçekten güvenebileceği, kendisi gibi gördüğü politikacılar. Bu doğrultuda seçimlerde adaylar arasında kendi değerlerine göre bir iyi-kötü ayrımı yapmaya çalışıyor. Bu aşamada politikacıların yalanları, seçim oyunları ve halkın değerlerini sömürüye yönelik popülist söylem ve eylemleri ortaya çıkıyor. Özetle halkın temsilcileri halkı aldatıyor ve halk güvenemediği temsilcileri seçmek zorunda kalıyor. Siyasette yalan, sahtekârlık, değer sömürüsü dünyanın her yerinde var.
Demokrasi yalanının boyutlarını gösteren bir diğer sorun da devletlerin halka karşı otoriter yüzünü göstermesidir. Demokratik bir ülkede devlet halkın çıkarlarını korumak için vardır. Halkın güvenliğini, refahını, birliğini sağlamak üzere kurulu bir mekanizmadır. Devletinin gücünün ölçüsü de bununla sınırlıdır. Bu mekanizma sınırı aşıp halk üzerinde baskı kurmaya başladığı anda varlığının temelindeki amacın tersine hareket eder. Elbette ki devletlerin rekabet içinde olduğu bir dünyada her biri bu rekabette yerini alır ve güçlenmek durumundadır. Ama kurulması gereken, dış dünyaya karşı güçlü ama vatandaşına karşı zayıf bir devlet modelidir. Bireylerine baskı kuran, yasaklar getiren, cahilliği tetikleyip sürüleştirmeye çalışan bir devlet için rejim olarak demokratik görünse de demokrasiden söz edilemez. Bugün dünyanın birçok yerinde bunun örnekleri görülebilir. Türkiye'de de devlet hep baskıcı otoriter yüzüyle yönetilmiş, bu durumda da birey ve devlet her dönemde çatışma halinde olmuştur.
Demokrasi sorunu elbette bu anlattıklarımla sınırlı değil. Tüm dünyada devlet kurumlarının vatandaş üzerindeki uygulamalarında, anayasalarda, siyasi partilerde de birçok demokratik eksiklik bulunabilir. Toplumların demokratik zihniyetten yoksun oluşu, emperyalist devlet politikalarının evrensel demokrasiye verdiği zararlar da anlatılabilir. ABD'nin Guantanamo'su, Fransa'nın Afrikalı göçmenlere karşı ırkçılığı, İngiltere'nin yabancı düşmanlığı, Almanya'nın neonazizmi gibi demokrasi denince akla gelen başlıca ülkelerin iç sorunları örnek verilerek demokrasi yalanı gözler önüne serilebilir. Fakat ben dünya genelinde hüküm süren bir yalandan bahsediyorum. Örnekler bir yana bütün dünyadaki siyasi sistem demokrasiden uzak yürüyor. Devletler ve yöneticileri sermaye devlerinin hizmetkârıyken, toplumlar bilinçli olarak cahilleştirilirken, politikacıların yalanları gülümseyen yüzlerinin arkasına saklanmışken, halkın huzurunun koruyucusu olması gereken devlet halkı sindirme eğilimindeyken, dünyada demokrasinin varlığından söz edilemez. Demokrasi sorununun aşılabilmesi için önce işte bu 'demokrasi yalanı'na dur denilmelidir.
Özer Erdoğan





